Bugün, baharın gelişini, doğanın uyanışını ve yeniliklere olan inancımızı simgeleyen Nevruz Bayramı'nı coşku ve mutluluk içinde kutlamanın heyecanını yaşıyoruz. Nevruz, Türk Dünyası için sadece bir mevsim geçişi değil, aynı zamanda birlik, beraberlik, kardeşlik ve huzurun simgesidir.
Türk milletlerinin kadim geleneklerinden olan bu özel gün, bizlere geçmişi, kültürü ve milli değerleri hatırlatırken, aynı zamanda geleceğe dair umutlarımızı pekiştirir. Nevruz, halklarımız arasında güçlü bağları kuvvetlendirir, ortak kültürel mirası yaşatır ve her birimizin gönlünde barışın, sevginin ve dayanışmanın yeşermesini sağlar.
Bu özel gün vesilesiyle, Türk Dünyası'ndaki tüm kardeşlerimize sağlık, mutluluk ve refah dolu bir yıl dilerim. Nevruz’un, tüm insanlığa barış, huzur ve kardeşlik getirmesini temenni ediyorum.
Nevruz Bayramı’mız kutlu olsun!
Türk kültüründe Ergenekon Destanı ve Nevruz, köklü bir geçmişe sahip iki önemli kavramdır. Her ikisi de yeniden doğuşu, özgürlüğü ve kurtuluşu simgeler. Ergenekon Destanı, Türklerin demirden bir dağı eriterek hürriyetlerine kavuştuğu efsanevi bir olayı anlatırken, Nevruz ise baharın gelişiyle doğanın uyanışını ve yeni başlangıçları ifade eder. Bu iki kavram arasındaki güçlü bağlantı, Türklerin tarih sahnesinde yeniden yükselişlerini kutladıkları bir gün olan 21 Mart Nevruz Bayramı ile daha da belirgin hale gelir.
Ergenekon Destanı, Orta Asya'daki Türk topluluklarının zor zamanlar yaşadığı bir döneme dayanır. Efsaneye göre, bir savaş sonrasında Türkler ağır bir yenilgiye uğrar ve hayatta kalanlar Ergenekon adı verilen, yüksek dağlarla çevrili bir vadide yaşamak zorunda kalır. Yüzyıllar boyunca burada güçlenen Türkler, nihayet eski ihtişamlarına kavuşma isteğiyle buradan çıkmanın yollarını ararlar. Ancak, Ergenekon Vadisi'nden çıkış için tek çözüm, demirden bir dağı eritmek olur. Büyük bir ateş yakılır, demir dağı eritilir ve Türkler özgürlüklerine kavuşur. Bu olay, Türklerin tarih boyunca yaşadığı zorluklar karşısında gösterdiği azim ve direncin bir simgesi haline gelmiştir.
Nevruz, Orta Asya, Anadolu ve geniş bir coğrafyada kutlanan bir bayramdır. Baharın gelişiyle doğanın yeniden canlanmasını simgeler. Bu bağlamda, Ergenekon'dan çıkış ile Nevruz arasında önemli benzerlikler bulunmaktadır:
Yeniden Doğuş ve Uyanış: Ergenekon Destanı'nda Türklerin uzun bir esaretten kurtulup bağımsızlıklarına kavuşmaları, Nevruz'un baharın gelişiyle doğanın yeniden hayat bulmasıyla benzerlik gösterir.
Özgürlük ve Bağımsızlık: Ergenekon’dan çıkış, Türklerin bağımsızlık mücadelesini simgelerken, Nevruz da toplumsal uyanışı ve yeni başlangıçları simgeler.
Demirin Ertilmesi ve Ateş Üzerinden Atlamak: Ergenekon Destanı'nda demirden dağ eritilirken, Nevruz kutlamalarında ateş üzerinden atlamak yaygın bir gelenektir. Bu, eski Türk inanışlarında arınmayı ve yeniden doğuşu simgeler.
Türklerin Birlik ve Beraberliği: Her iki olay da Türkler için önemli bir birlik günü olarak kabul edilir. Ergenekon’dan çıkış, Türklerin yeniden birleşip güçlü bir devlet kurmasını ifade ederken, Nevruz da toplumu bir araya getiren kutlamalardan biridir.
Günümüzde birçok Türk topluluğu Nevruz’u Ergenekon’dan çıkış günü olarak da kutlamaktadır. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kuzey Kıbrıs gibi ülkelerde bu özel gün, geleneksel oyunlar, demir dövme ritüelleri, ateş yakma törenleri ve Nevruz sofraları ile coşkuyla karşılanmaktadır. Özellikle demir dövme ritüeli, Ergenekon Destanı’na bir gönderme niteliğindedir ve Türklerin zor zamanlarda gösterdiği dirayeti sembolize eder.
Sonuç olarak, Ergenekon Destanı ve Nevruz birbirini tamamlayan iki önemli kültürel ögedir. Türklerin tarih boyunca yaşadığı zorluklara karşı gösterdiği direnç ve özgürlük aşkı, bu iki önemli olayda somutlaşmıştır. Bu nedenle, Türk dünyasında Nevruz, yalnızca mevsimsel bir değişimin değil, aynı zamanda bir milletin yeniden doğuşunun da kutlandığı özel bir gündür.